| İstatistikler |
Toplam çevrim içi 1 Ziyaretçi 1 Kullanıcı 0 |
| Ülke Sayacı |
 |
|
Kategoride ki Kayıtlar: 18 Görüntülenen Kayıtlar: 1-10 |
Sayfalar: 1 2 » |
Sırala: Tarih · İsim · Oylar · Yorumlar · Görüntülenme
Milli Güvenliğin Tanımı Milli güvenlik; devletin anayasal düzenini milli varlığını bütünlüğünü uluslararası alanda siyasal sosyal kültürel ve ekonomik bütün çıkarlarını ve uluslararası antlaşmalarla belirlenen haklarını her türlü iç ve dış tehditlere karşı koruması ve kollamasıdır. Milli Güvenlik Kurulu’nun Görevleri • Devletin milli güvenlik siyasetinin tayini belirlenmesi ve uygulanmasıyla ilgili konularda görüş tespit etmek. • Milli hedef plân ve programların gerçekleştirilmesine ilişkin önlemleri belirlemek. • Milli güç unsurlarının milli hedefler yönünden güçlenmesini sağlayacak temel esasları belirlemek. • Devletin varlığı bağımsızlığı ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği toplumun huzur ve güvenliğinin korunmasıyla ilgili önlemleri tespit etmek. • Anayasal düzeni koruyucu milli birlik ve bütünlüğü sağlayıcı Türk milletini Atatürkçü düşünce doğrultusunda milli ülkü ve değerler etrafında birleştirerek milli hedeflere yönlendirici önlemleri belirlemek. • Olağanüstü hal sıkıyönetim seferberlik ve savaş hali için görüş tespit etmek. • Topyekün savunma milli seferberlik ve diğer konularda kamu ve özel kurum ve kuruluşlara vatandaşlara düşecek hizmet ve yükümlülükler ile bu hususlarda yapılacak planlara temel teşkil edecek esasları tespit etmek. • Milli güvenlik kapsamına giren konularda yapılan ve yapılacak milletlerarası antlaşmalar hakkında görüş tespit etmek. Milli Güç Bir ulusun hedeflerine ulaşabilmek amacıyla kullanılabilecek maddi ve manevi kaynaklarının toplamına “Milli Güç” denir. Milli Güç Unsurları Siyasi Güç : Bir devletin milli hedeflerine erişmek erişilenleri koruyup geliştirmek ve milli menfaat sağlamak amacıyla kullandığı siyasi kuvvetlerin toplam verimidir. Askeri Güç : Ulusal politikanın uygulanmasında ve ulusal hedeflerin elde edilmesinde kullanılan fiziki güce “askeri güç" denir. Ekonomik Güç : Milli gücün tüm unsurlarının gelişip güçlenmesi için gereken maddi ve parasal ihtiyaçlar ekonomik güç tarafından karşılanır. Nüfus (Demogratik) Güç : Bir ülkede yaşayan insanların sayısı nüfus gücünün başlıca etkenlerinden biridir. Coğrafi Güç : Bir devletin coğrafyasına ait canlı veya cansız doğal ve yapaygerçek ve nispi (göreli) tüm değerler onun milli gücünün coğrafi unsurunu oluşturur. Bilimsel ve Teknolojik Güç : Günümüzde bilim ve teknoloji alanlarında etkin ve yeterli bir düzeye ulaşamayan devletler büyük topraklara zengin doğal kaynaklara sahip olsalar bile büyük ve güçlü devletler arasında sayılmazlar. P:-):-):-)o - Sosyal ve Kültürel Güç : P:-):-):-)o - sosyal ve kültürel güç toplumun sahip olduğu ve tarihten gelen maddi ve manevi değerlerin topluma sağladığı güçtür. Buna kısmen “moral güç” de denilebilir. Komşularımız ve Tarihsel Hedefleri Yunanistan’ın Hedefleri • Türkiye’nin iç güvenliğini tehdit eden unsurlara destek vermektedir. • Türkiye’nin Batı ile bütünleşme yolundaki çabalarına engel çıkarmaktadır. • Türkiye ile sorunları olan doğu ve güneydoğu ülkeleriyle savunma ve işbirliği anlaşmaları imzalamaktadır. • Türkiye’nin ilgi sahası olan Balkanlar Karadeniz Orta Asya gibi bölgelerde etkinliğini azaltmaya çalışmaktadır. Ermenistan’ın Amacı Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan Ermenistan tarihte var olduğuna inandığı Büyük Ermenistan’ı kurmak amacındadır. Şu anda bulunduğu topraklar ile Azerbaycan Doğu Anadolu ve güney illerimizin bir kısmını içine alan bir devlet kurmak peşindedir. Bu amaçla da başta bölücülük olmak üzere Türkiye’yi yıpratıcı tüm hareketlere destek vermektedir. Türkiye’nin İştirak Ettiği Önemli Uluslararası Siyasi Organizasyonlar Uluslararası Organizasyonların Önemi Ülkeler arasında meydana çıkacak anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözülmesi amacıyla tüm ülkelerin uluslararası güvenlik konularında veya ülkelerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklar hususunda konuları tartışabilecekleri ortak çözüme ulaşabilecekleri uluslararası platformlara ihtiyaç vardır. Uluslararası organizasyonlar ülkeler arasındaki sorunları ve savaş tehlikesini azaltmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra çeşitli organizasyonların oluşması dünya barışına katkıda bulunmuştur. Bu katkı siyasal sistem farklılıklarının azalmasıyla artmaktadır. Türkiye’ nin Üye Olduğu İttifaklar Birleşmiş Milletler (BM) Kuruluş Amacı ve Tarihçesi : Dünyada barış ve güvenliği korumak eşitlik ve kendi kaderini belirleme ilkeleri temelinde dostluk ilişkilerini geliştirmekekonomik sosyal kültürel ve beşeri sorunları azaltmak ve çözmek için uluslararası işbirliğini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Üye sayısı 180'i geçmiştir. Avrupa Birliği (AB) Kuruluş Amacı ve Tarihçesi : Avrupa Birliği II. Dünya Savaşı’nın büyük ölçüde yıktığı Avrupa’nın mümkün olan en geniş ve en etkin işbirliği çerçevesinde birleşip bütünleşmesini amaçlamaktadır. Türkiye’nin Statüsü ve Türkiye Açısından Önemi Türkiye tam üyelik öngören bir ortaklık için 9 Temmuz 1959 tarihinde girişimde bulunmuş 12 Eylül 1963'te Türkiye - Avrupa Birliği ortaklık antlaşması imzalanmıştır. Avrupa Birliği’ne tam üye olmayı amaçlayan Türkiye 14 Nisan 1987'de tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. 10 Aralık 1999'da Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin tam üyelik için adaylığı kabul edilmiştir. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren "Gümrük Birliği” uygulaması başlatılmıştır. Türkiye lâik - demokratik bir yönetim şeklini benimsediğinden Avrupa ile yakınlaşma ve bütünleşme politikası izlemektedir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olması bu konuda atılacak en önemli adım olacaktır. NATO Kuruluş Amacı ve Tarihçesi Nato; Birleşmiş Milletler Antlaşması çerçevesinde üyelerinin güvenliğini sağlamak ve istikrarın gelişmesine yardım etmek amacıyla kurulmuştur. Türkiye’nin Statüsü ve Türkiye Açısından Önemi Türkiye’nin NATO üyeliği ittifak ile karşılıklı çıkar esasına dayanmaktadır. Türkiye bu üyelik sayesinde hem demokrasisini güçlendirmekte hem de kendisine yönelebilecek tehdit ve saldırılara karşı göğüs gerebilmektedir. Seferberlik Seferberliğin Tanımı Devletin bütün güç kaynaklarının başta askeri güç olmak üzere savaşın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hazırlanması toplanması tertiplenmesi ve kullanılmasına ilişkin bütün faaliyetlerin uygulandığı hak ve hürriyetlerin kanunlarla kısmen veya tamamen sınırlandığı durumdur. Seferberliğin Önemi Savaş tehlikesi her an var olduğundan devletler milli güçleri oranında silahlı kuvvet bulundurmak zorundadır. Devletlerin kendilerini en etkili şekilde savunabilmeleri silahlı kuvvetlerini çok iyi eğitmelerinin yanında kısa zamanda gerçekleştirebilecekleri etkin bir seferberlik sistemine sahip olmalarıyla mümkündür. Çünkü günümüzde barış zamanında orduların %90 %100 oranında personel mevcudunun korunması ekonomik nedenlerle terk edilmektedir. Bu yüzden seferberliğe dayanan bir sistemle kısa sürede toplanabilen ve eğitilmiş personelle seferberliğini tamamlayan ordular hem daha başarılı olacaklar hem de ülkelerinin ekonomik kalkınmasına yardımcı olacaklardır. Sivil Savunmanın Tanımı Sivil Savunma düşman taarruzlarına doğal afetlere ve büyük yangınlara karşı halkın can ve mal kaybının en aza indirilmesi hayati önem taşıyan her türlü resmi ve özel tesislerin korunması ve faaliyetlerinin sürdürülmesi için acil onarım ve ıslahı savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azami surette desteklenmesi ve cephe gerisindeki halkın moralinin korunması amacıyla alınacak her türlü silahsız koruyucu ve kurtarıcı tedbir ve faaliyetleri kapsar. Sivil Savunma Teşkilatı’nın Görevleri • Savaş zamanında halkın can ve mal güvenliğini sağlamak • Doğal afetlerde can ve mal kurtarmak • Büyük yangınlarda can ve mal kaybını azaltmak • Savaşta ve doğal afetlerde yok olmaları çalışmaz hale gelmeleri toplum yaşamını büyük ölçüde etkileyecek ordunun savaş gücünü azaltacak mahiyetteki önemli resmi ve özel müessese ve tesisleri (fabrika trafo merkezi su tesisleri vb.) korumak çalışmalarının sürekliliğini sağlamak ivedi onarımları yapmak • Savaş zamanında her türlü savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azami derecede desteklenmesini sağlamak • Savaşta cephe gerisindeki halkın moralini kuvvetlendirmek • Bütün bu işleri silahsız olarak bilinçli bir şekilde yapmak
|
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar... O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar, Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın. Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab... Seni ancak ebediyyetler eder istiab. "Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. Mehmet Akif ERSOY
|
|
Kaşgarlı Mahmud'un "Dîvân"ında bahsettiği Oğuz ve Hâkâniye diye adlandırdığı iki edebi şiveden biri olan Oğuz Türklerinin kullandığı dilin devamı olan ve Türklüğün Îslâmi devlet içinde gelişen, Osmanlı hanedanına nisbetle, devlete ve resmî yazışma diline şâmil olarak Osmanlıca adını alan, Selçukluların son zamanlarından Cumhuriyet Devrine kadar yedi yüzyıl kullanılan ve kesintisiz eserlerini veren Osmanlı Türklüğü'nün dilidir. Bu itibarla Osmanlı Türkçesi olarak adlandırmak gerekir. Osmanlıca deyimi daha çok müsteşrikler tarafından verilmiştir.
|
|
Türklerin İslam dinini benimsemelerinden sonra dil bakımından aralarında hiç bir ilişkisi bulunmayan, iki edebiyatın, Arap ve Fars edebiyatlarının etkisi altında yaratılmış , öz ve biçim olarak ortak temlere ve belli ilkelere bağlı edebiyata Divan edebiyatı adı verilir. Başka anlamları yanında, şairlerin şiirlerini topladıkları yazma kitapların adı olan divan kelimesinin, bir devrin edebiyatını isimlendirmede kullanılması şiirin, bu edebiyat içinde çok önemli bir yere sahip olduğu telakkisi ve şairlerin şiirlerini divanlar içinde toplaması sebebiyledir. Bunun dışında, Yüksek Zümre Edebiyatı, Saray Edebiyatı, Ümmet Çağı Türk Edebiyatı, Eski Türk Edebiyatı ve Klasik Türk Edebiyatı gibi isimlendirmeler aynı anlamda kullanılmaktadır.
Divan edebiyatı toplumumuzun İslam medeniyetine katılmasından sonra teşekkül ettiği için, bundan sonraki kültürünü çekirdeği olacak dinin, yani İslamiyetin ortaya koyduğu bakış açısına bağlı olacaktır. Kuşkusuz bu iş daha çok dinin gönül yoluyla idraki demek olan tasavvuf aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Nitekim tasavvuf düşüncesine bağlı aşk anlayışı bu edebiyatta oldukça büyük yer tutar. Bu dini karakterinden dolayı da Kur'an, Hadis, peygamber kıssaları ve evliya menkıbeleri, bu edebiyatın başlıca kaynaklarıdır. Bunun yanında Fars kültürünün yarı tarihi ve çok İslamlaşmış mitolojisi ile uzaklaştıkça vuzuhunu kaybeden ve masallaşan bir coğrafya da bu edebiyatın kaynakları arasındadır. Mitoloji doğrudan doğruya Şehname'den ve Arap kültüründen alınmıştır. Batıl bilgilerle, özellikle Mesnevi, Sâkinâme ve Şehr-engiz gibi türlerde daha sık rastlanan bir takım yerli malzeme de divan edebiyatı- nın kaynaklarındandır.
|
1970 yıllarda basın tarafından TDK'yi karalamak için gülünç türetimler yapmıştır. Bu türetimlerin kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ancak, kamu içinde hızla yayılmış ve bunların gerçekten TDK tarafından türetildiği sanılmıştır, hatta sanılmaktadır. TDK başkanı ile yapılan ve Vatan Gazetesi'nde 17.05.2004 günayında yayınlanan bir söyleşide, TDK'nın "oturgaçlı götürgeç, ulusal düttürü, gökkonutsal avrat" gibi gülünç karşılıklar önermediği belirtilmiştir. TDK'nın türettiği söylenen sözcükler
|
Ortak dil için genelde İstanbul ağzının konuşulması öneriliyor. Nedir ? tümüyle dayatmadır. Üstelik en bozulmuş Türk ağzı, İstanbul Türkçesidir. Bu yüzden de bir türlü tutmuyor; göle atılan maya gibi... Bir Kazak, "Neden yeñi bir dil öğrenmek zorundayım ?" diyebilir. Bir Kırgız, "Neden ortak dil olarak benim lehçem alınmadı" diye karşı çıkabilir. Sonuçta bu tutumlarında olağan dışı bir durum yok. Bunlar bir yana, bizim birde abece sorunumuz var ki, dillere söylence olacak durumda... Elin abecesiyle (Latin) ortak dil oluşturmaya çalışanları anlamak çok zor. Biz (250 milyon Türk ve geçmiştekiler), bizi simgeleyen, görüldüğünde adımızın añılacağı birkaç tamga türetemeyecek kadar aciz durumda mıyız? Ortak dil kurmak adına bağımsız olan Asyalı soydaşlarımız, Kiril tamgalarını bir kıyıya bırakıp Lâtin abecesine geçtiler. Geçmez olaydılar ! Bu fırsatı ne yazık ki iyi değerlendiremediler. Lâtine geçenlerden özellikle Özbeklere çok kızıyorum. uchunchu, chichekchi, shishe bu sözcükleri okuyabildiniz mi ? Bunlar güyâ ortak dil oluşturmak isteyen Özbek dangalaklarının yaptığı yeni yazı dilinden... uchuncu > üçüncü chichekchi > çiçekçi shishe > şişeÖz Türkçe sözlerimiz bile okunmaz durumda... Azeriler de başlarına buyruk davrandılar. Ortak abece için önerilen äyerine ə tamgasını kullandılar. Ancak yiñe de en uygunu Azerilere ait. Türkmenlerde sütten çıkmış ak kaşık değiller... Ykdysadyýet işte size Türkmence bir sözcük. TT'deki karşılığı; iktisâdiyet. I tamgası yerine y, y tamgası yerine de ý tamgası kullanılmış. Bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz ancak görülen şu ki, tümüyle elimize yüzümüze bulaştırdığımız bir iş...
|
Türkistan’ıñ Turfan ilinde, 20. yüzyılın başlarında yüzlerce bet el yazması bulundu. Çinçe, Moğolca, Soğdça, Uygurca gibi dillerin kullanıldığı, genellikle de dinsel konuların işlendiği yazmalar arasında Türk âbecesi, başka bir deyişle Orkun-Yenisey âbecesi ile yazılmış yapraklar da bulunmaktadır. Yazımızda, bu yapraklardan biri incelemektedir. Damgaların kolaylıkla ayırt edilmesi, okunabilirliği üst düzeyde; bu nedenle daha önce incelenip okunduğunu düşünüyoruz. Ne var ki, dilbilimcilerin bilgisayar ile araları pek iyi olmadığından, bu tür yayınları geñelağ üzerinden araştırıp bulamıyoruz. Bu yüzden hem kendi ilgimizi gidermek hem de ilgililere Türkçe kaynak oluşturmak için, yazmaları kendimiz okumaya karar verdik.

Özgün Yazı

|
Bilge Kağan Yazıtı, ilk yatay şöyle başlıyır; Tengri teg Tengri yaratmış Törük Bilge Kagan....
Muharrem Ergin bunu şöyle çevirmiş;[1] Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı...
Bu söz bana kuşkulu geldi, anlam çelişkisi var. Tengri'nin birçok anglamı var, yalnızca "Tanrı" anglamında kullanılması yanglış olar.
Tengri : Tanrı [1] Gök [2] Mavi [3] Dengi olmayan [4] gibi anglamlara iyedir. Öyle ise çeviri şunlar da olabilir;
|
Göktürk Yazıtları; Türklerin bilinen ilk yazılı belgeleridir. Orkun ırmağı yanında bulunduğu için Orkun Yazıtları adı ile de anılır. 1893 yılında Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Ludvig Peter Tomsen tarafından, Rus Türklük bilimcisi Vasili Vasilyeviç Radlof’un yardımıyla çözülmüş ve aynı yılın 15 Aralık günü "Danimarka Kağanlık Bilimler Akademisi’nde” bilim acununa açıklanmıştır.
ÖZELLİKLER
Arapça gibi sağdan sola yazılır. Lâtin tamgalarında olduğu gibi büyük, küçük tamga ayırımı yoktur. Sözcükler arasına boşluk konmaz; ayırmak için ":” imi kullanılır. Aynı oğurda tümce sonlarına da ":” imi konur. Eski Türkçede "F, Ğ, H, J, V” sesleri olmadığından, bunların simgeleyen tamgalar da yoktur. Tamgalar kalın-ince olmak üzere nitelenmektedir. TAMGALAR
Sesli Tamgalar Orkun Yazıtlarında 4 ünlü tamga vardır. Hem ince hem de kalın olarak kullanıldıklarından bir tamga iki ses verir, dolayısıyla 8 ünlüye karşılık gelirler. |
|
|
|
KOMÜNİZM, GÖRÜLDÜĞÜ YERDE EZİLMELİDİR!
KOMÜNİZM, GÖRÜLDÜĞÜ YERDE EZİLMELİDİR! Sosyalizmin ve Komünizmin dünya tarihindeki yeri oldukça eskidir.Türk toplumunda önce görülen Sosyalizm olmuştur.Daha sonra da komünizm ortaya çıkmıştır.Bu yaklaşık olarak 100 yıllık biz zaman zarfını içermektedir.Komünizm ve Komünist faaliyetler Cumhuriyet tarihi incelendiğinde görülecektir ki,12 Eylül’e gelinen noktada daha açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.12 Eylül öncesi şiddetli bir şekilde Devletin güvenlik kuvvetlerine ve Ülkücü Harekete karşı yoğun bir saldırı içersindeydiler.Ülkemizdeki ihtilalci Markçı sosyalizm yani komünizm hızını alamamış ve Ülkücü Hareketi düşman belleyerek saldırmıştır.Bu saldırının arkasında elbette S.S.C.B vardı.Bunu başbuğumuz şöyle dile getirmişti
|
|
|
|